PEYGAMBERİMİZ BİZE ŞEFAAT EDECEK Mİ?


Şefaat’in sözlük anlamı: Şefaat Allah’ın kendilerinden razı olduğu kişileri, bir üst dereceye çıkarmasıdır.
Şefaatin bir başka anlamı da Allah’ın, af ödülünü kazandığı, affedeceği kullarını, bir başka kulu eliyle affettirmesidir.
 
Göklerde ve yerde olan her bir şey onun dur. Onun izni olmaksızın katında şefaat edecek kimmiş bakayım.  (2-Bakara/255.)
 
Onun nezdinde kendisi lehine izin verdikleri dışında hiç kimse için şefaat fayda vermez.  (34-Sebe /23.)                                                                                                         
 
Yoksa onlar Allah’ı bir tarafa bırakıp da hayali şefaatçiler mi buldular Onlara şunu sor ne yani hiçbir şeye güçleri yetmese akılları ermese de mi?
(39-Zuhruf/43.)
 
 
Yoksa onlar, Allah’ı bir tarafa bırakıp da (hayali) şefaatçiler mi buldular? Onlara şunu sor ne yani hiçbir şeye güçleri yetmese, akılları ermese de mi. (39-Zümer/43.)
 
De ki Şefaate ( izin verme) yetkisi tamamıyla ve sadece Allah’a aittir. (Zümer/44)
 
Kişiyi maksadına ulaştıran Allah’tır. (23-Mümin/29.)
 
Şefaat kavramı, ahirette peygamberlerin ve kendilerine izin verilen kimselerin müminlerin bağışlanması için Allah katında niyazda bulunmaları anlamında kullanılan bir terimdir. Kuran’da geçen şefaat kavramının hadislerdeki ifadeler sebebiyle çarpıtıldığını görmek mümkündür.
 
Kuran’da şefaat ile ilgili geçen ayetlerin tamamına yakını olumsuz anlamda kullanılmaktadır. Tek bir ayette bile peygamberimizin hesap günü şefaatçi olacağına dair bir ifade yer almıyorken Müslümanların büyük çoğunluğunun inancına göre 'peygamberimiz ahirette bize şefaat edecektir' demeleridir.
 
Bunun yanında sadece peygamberimizin ve diğer peygamberlerin değil, evliya, şehitlerin de Allahın onlara bahşettiği seviyede derecelerine göre şefaat edeceklerini iddia edilmiştir. Birçok insanın bir tarikata girmesi ve bir şeyhe bağlanması, o şeyhin ahirette kendisine şefaat edeceğine inanması sebebiyledir.
 
Oysa ayetlere bakıldığında herkesin eksiksiz bir şekilde amellerinin karşılığını alacağı, yani kurtulmanın torpile değil hak etmeye bağlı olduğu görülecektir. Bununla birlikte Allah açık bir şekilde o gün kimsenin kimseye bir faydasının olmayacağını ifade etmektedir.
 
Ey insanlar, Rabbinizden korkun, herhangi bir şeyde babanın, evladı, evladın da babası yerine karşılık ödemeyeceği günden ürperin. Allahın vaadi haktır, dünya hayatı sizi sakın aldatmasın. O yaman aldatıcı, sakın sizi Allah ile aldatmasın. (Lokman/33)
 
De ki şefaate izin verme yetkisi tamamıyla ve sadece Allah’a aittir. Gökler ve yeri yerin mutlak otoritesi de ona aittir. Sonunda sadece ona döndürüleceksiniz. (Zuhruf/44.)
 
Allah dostların ve din önderlerinin, Allah nezdinde aracılık yapacağına ve aracılık elde edeceğine dair, tüm tasavvurlar düşünceler yanlıştır.
Allah böyle düşünen ve beklenti içinde olanların isteğini Kuran’da ret eder. Onun nezdinde kendisi veya bir başkasına izin verme hidayet ettirme veya şefaat etme yetkisini vermez. Allah dilediğine şefaat ettirir.
Bu şefaat yetkisini alan kişi için Allah’ın ona verdiği bir ödüldür. Şefaat torpil yapmak değil, şefaati hak etmektir.
Hiçbir kimse, hiçbir peygamber dahi, Allah’ın hoşnut ve razı olmadığı kişiye ne şefaat edebilir, nede af edebilir.
 
(Fatiha suresin- 4) din gününün tek sahibinin Allah olduğunu ifade edilir. Dolayısıyla din gününde Allahtan başka kimsenin söz hakkı yoktur.
 
Din gününün ne olduğunu sana bildiren nedir. Evet din gününün ne olduğunu sana bildiren nedir. Bir gündür ki o, bir benlik bir başka benlik için hiçbir şeye güç yetiremez. O gün buyruk yalnız Allah’ındır. ( İnfitar/19).
 
Bu ayetlere rağmen Allahın, hakkında cehennem azabı hükmü verdiği kişilerin, peygamberimizin devreye girmesi yani o kişilere şefaat etmesi sebebiyle kurtulacağı iddia edilir. Oysa Kuran bu konuda çok açık ve net bir açıklama yapar ve peygamberimize şu şekilde bildirir.
 
Hakkında azap kesinleşmiş olanı, ateştekini, sen mi kurtaracaksın.( Zümer/19.)
 
Bunlar Allah’ın kesin hükmüdür. Şefaat yetkisi tamamıyla Allah’a aittir.
Hadis kitaplarında peygamberlerin kendi ümmetlerin günahkârlarına yapacakları şefaatle ilgili birçok atıflar olmasına özelliklede peygamberlerimizin, kendi ümmetine yapacağı şefaate işaret edilmesine rağmen ve yine halk arasında yaygın olan İslam anlayışa göre, veliler, o kadar çok şefaat edecekler ki peygamberleri bile geçecekler.
 
Yine Kuran açık bir şekilde hiç kimsenin şefaatinin kabul edilmeyeceğini hesap gününden sakınmanız konusunda uyarıda bulunur.
 
Ve hiç kimsenin, hiç kimse adına bir şey ödemeyeceğini, h,ç kimsenin şefaatinin kabul edilmeyeceği, hiç kimseden bir fidye alınmayacağı ve yardım görülmeyeceği bir günden sakının.( Bakara/123.).
 
Kuran bu görüşlerin hepsini reddeder. Bunun tam aksine Kuran devamlı kıyamet günü Allah’ın, peygamberleri kendi ümmetlerinin yaptıklarına bir şahit olarak getireceğinden bahsetmektedir.
Kuran’ın bütün yapısı aracılığa karşıdır. Kuran’ın sözleri kelime anlamları iyi okunursa, şefaat etmek şöyle dursun, Allah’ın izni olmadan zaten hiç kimse konuşamayacaktır.
Kendini aldatma hastalığının kurbanları, en fazla kurumlar, cemiyetler ve özellikle dini cemaatlerdir. Gaflet perdesi gerçekten çok kalındır ve birçok katları vardır. Bu yüzden iş işten geçmeden insan’ın gözünden perdeyi atıp görüşünü doğrulamasıdır.
Cahiliye şefaat algısı nasıl, bizim şefaat algımız oldu. Mekkeli müşrikleri, müşrik yapan şefaat anlayışıdır. Onların aracı putları vardı. Şefaat Yahudi ve Hıristiyanlıktan bize gelmedir.
 
Doğrusu sen (denilir)bana karşı gaflet içindeydin, işte, artık senin perdeni önünden kaldırdık şimdi gözün daha bir keskindir. (50-Kaf/22.)
 
Doğrusu Biz, görünen görünmeyen iradeli varlıklar içinden akleden kalpleri olup da kavramayan, gözleri olup da görmeyen, kulakları olup da işitmeyen birçoklarını cehennem için ortaya çıkarmışızdır. Hayvan gibidir onlar, belki daha da şaşkın, Onlar gaflete gömülmüş olan zavallılardır. (7-Araf/179.)
 
Kuran’da Allah buyur ki, Bu ne sizin kişisel arzularınız, ne kuruntularınız, ne de Ehli Kitabın isteklerine göre karar verilecek bir meseledir. Kötülük yapan cezasını çeker ve kendisine Allah tan başka ne bir dost, ne e yardımcı bulamaz. (4-Nisa/123.)
 
Hz  peygamberi tanrılaştırmanın bir diğer yolu da, Hz. peygambere şefaat hakkı vermektir.
Her gelen peygamberler Allah’ın onlara verdiği kitap ve şeraitle bu dünya da zaten ümmetlerine yol göstererek şefaat etmişlerdir. Onlara inanmayanlar bundan mahrum kalmışlardır. Şefaat peygamberlerin ümmetlerine yapacağı torpil değil, Allah’ın bir lutfudur.
Bu dünya da Allah’ın elçilerine uyan, getirdikleri vahye inanalar dünyadaki eylemlerinden dolayı, Allah’ın şefaatine layık olanlardır. Dünya da her peygamber kendi ümmetine Allah’ın verdiği vahiyi tebliğ ile onlara şahit ve şefaat ettirmiştir demektir. İşte bunun apaçık delili.
 
Size Rabbimin mesajlarını ayetlerini tebliğ ediyorum. Zira ben sizin için güvenli bir nasihatçiyim.  (7-Araf/68.)
 
Doğrusu ey insanlık, size kendi türünüzden ve içinizden bir elçi gelmiştir. Sizin kurtuluşu olmayan ebedi bir belaya çarptırılmanız onun çok zoruna gider. Müminler karşı şefkat pınarı ve merhamet abidesi olduğu için üzerinize hassasiyetle titrer. (9-Tevbe/128.)
 
İnsanlık insan’ın kurtulması imkânsız bir belanın ortasına düşmüştü. Bundan dolayı ebedi mutluluğu kaybetmişti.
Hz Peygambere de ağır gelen buydu. Zira o âlemlere yani insanlığın tümüne rahmetti. O şefkat pınarı merhamet abidesidir. Gelen vahiyle insanlara tebliğ etmekle şefaatçi olmuştur. İnsanlar bunu anlamakta zorlanıyorlar. Başka başka şefaatcılar bekliyorlar.
 
Ve (o gün) Rasul diyecek ki Ya Rabbi Benim toplumum bu Kuranı yalnızlığa mahküm etti. (30-Furkan/30.)
 
Ve (O, Elcisinin) şöyle diyeceğini de (bilir) Ya Rabbi, işte bunlar, inanmamakta direnen bir kavimdi. (83-Zuhruf/88.) 
 
Hz. Peygamber’in ahirete ertelenmiş, şikâyet ihtimali dile getirilmekte ve muhatapları uyarma amacı taşımaktadır.
 
 
KAYNAKLAR.
 
Marmara ilahiyat fakültesi dekanı Prof dr Şinasi Gündüz, Prof.Dr İbrahim Sarmış. Hz. Muhammed’i doğru anlamak,  Emre Dorman Acıbadem Üniversitesi, Bahçe şehir Üniversitesi öğretim görevlisi.
Kurandaki şefaat ayetleri, Kuranda 25 adet şefaat ayeti vardır. 
(Bakara/48-123-254-255.)  (Sebe/23.) (Zümer/43-44.)  (Taha/109.)  (Araf/53.) (Yasin/23.)  (Meryem/87.) (Yunus/18.) (Enbiya/28.) (Duhan/42.) (Necm/26.) (Zuhruf/86.)  (Müddesir/48.)  (Enam/51.)  (Rum/13.)  (Mümin/18.)  (Secde/4.) (Şuara/100.)  (Nisa/123.)