BU SON MU..? BAŞLANGIÇ MI..?
Son yaşanan Kahramanmaraş olayı, münferit bir “okul kavgası” olarak geçiştirilemeyecek kadar ciddi bir toplumsal uyarı niteliği taşıyor. Bu tür olaylar bize sadece güvenlik açığını değil, aynı zamanda çocukların dünyasında giderek büyüyen bir şiddet dilini de gösteriyor. Öncelikle şu tespiti net yapmak gerekir: Çocuklar doğuştan şiddet eğilimli değildir. Şiddet öğrenilen, taklit edilen ve zamanla normalleşen bir davranıştır. Neden bu noktaya gelindi? 1. Rol model krizi ve medya etkisi Televizyon dizileri, sosyal medya içerikleri ve dijital platformlarda “güçlü olmak = sert olmak” algısı sürekli işleniyor. Özellikle mafya temalı yapımlar, genç zihinlerde otoriteyi kaba kuvvetle kurma fikrini normalleştiriyor. Çocuk, gördüğünü taklit eder; doğruyu yanlıştan ayıracak filtre henüz tam gelişmemiştir. 2. Aile içi iletişim zayıflığı Günümüzde birçok çocuk duygusal olarak yalnız büyüyor. Anne-baba ile sağlıklı iletişim kuramayan çocuk, öfkesini yönetemiyor. Bu da en küçük tartışmanın bile şiddete dönüşmesine neden oluyor. 3. Okullarda psikososyal eksiklikler Okullar sadece akademik başarıya odaklanırken, çocukların duygu yönetimi, empati ve sosyal becerileri geri planda kalabiliyor. Rehberlik hizmetleri çoğu yerde yetersiz. 4. Cezasızlık algısı Çocuklar ve gençler arasında “bir şey olmaz” düşüncesi yaygınlaştığında, davranışların sınırı ortadan kalkıyor. Bu durum şiddeti daha kolay hale getiriyor 5. Dijital dünyanın kontrolsüz etkisi Şiddet içerikli oyunlar, videolar ve sosyal medya akımları çocukların gerçeklik algısını bozabiliyor. Özellikle “güç gösterisi” içerikleri ciddi bir risk oluşturuyor. Peki çözüm ne? Sadece “yasaklayalım” demek tek başına yeterli olmaz. Sorunun kökü daha derinde. 1. Okul güvenliği güçlendirilmeli Okul ve çevresi güvenli alan haline getirilmeden eğitimden söz edilemez. Fiziki güvenlik, denetim ve önleyici tedbirler artırılmalı. 2. Rehberlik ve psikolojik destek zorunlu hale getirilmeli Her okulda güçlü bir psikolojik danışmanlık sistemi kurulmalı. Riskli davranışlar erken tespit edilmeli. 3. Aile eğitimi şart Ailelere çocukla iletişim, öfke kontrolü ve dijital denetim konusunda eğitim verilmesi artık lüks değil, zorunluluk. 4. Medya sorumluluğu Şiddeti özendiren içerikler e karşı ciddi bir denetim mekanizması kurulmalı. Ancak bu yasakçı değil, bilinçlendirici ve dengeleyici bir yaklaşım olmalı 5. Ceza sistemi caydırıcı olmalı Şiddetin karşılıksız kalmadığı açık şekilde görülmeli. Bu sadece cezayla değil, aynı zamanda rehabilitasyonla birlikte yürütülmeli. 6. Değerler eğitimi yeniden güçlendirilmeli Sevgi, empati, saygı ve merhamet gibi kavramlar eğitim sisteminin merkezine alınmalı. Bunlar “ekstra” değil, temel olmalı. Sonuç: Bir uyarı mı, yoksa başlangıç mı? Kahramanmaraş’ta yaşanan olay bir “son” değil, eğer ders alınmazsa bir “başlangıç” olabilir. Bu tür olaylar artıyorsa, bu bireysel değil toplumsal bir sorundur. En tehlikelisi ise şudur: Şiddet sıradanlaşırsa, çocuklar için “normal” haline gelir. Bu yüzden mesele sadece güvenlik değil; mesele bir neslin nasıl yetiştiğidir. Eğer bugün doğru adımlar atılmazsa, yarın çok daha ağır bedeller ödenebilir. Ancak doğru politikalar, güçlü aile yapısı ve bilinçli bir toplumla bu gidişatı tersine çevirmek hâlâ mümkün.